Reel(üretim) sektörü açısından üretilen mal ve hizmetlerin üretim maliyetlerinin düşürülmesi için yabancı kaynak maliyetinin düşürülmesi son derece önemlidir. Fon(sermaye) maliyetindeki düşüş işletmelerin sermaye değerinin yükselmesine imkan sağlayacaktır. Sermaye maliyetinin düşürülmesi yanında işletmelerin değerini artırıcı farklı politika ve stratejiler bulunmaktadır(fiyat politikası, kurumsal kaynak yönetimi, gider kontrolü, tasarruf stratejileri, stratejik tedarik ve stratejik-katma değer yaratan satış teknikleri…v.b). Ancak makroekonomik faktör olan fonlama maliyetinin düşürülmesi gerek mikro ölçekli şirketlerin gerekse makroekonominin hasılanın yükseltilmesi için son derece önemlidir. Fonlama maliyetinin düşürülmesi ve işletmelerin ucuz fon bularak reel sektöre canlılık kazandırması ve bu sayede işsizliğin azaltılması son derece önemlidir.
Yabancı kaynak içine, kısa ve uzun vadeli banka kredileri, finansman bonosu, tahvil vb. girmektedir. Ancak, yabancı kaynak maliyetiyle genellikle, tahvil maliyeti anlaşılmaktadır. Banka kredisinin temel maliyetini, kredi için ödenen faiz oluşturmaktadır. Ancak, ipotek, vergi, işlem masrafı gibi giderlerin kredi maliyetine eklenmesi gerekir. Tahvil maliyetini, tahvil için ödenen faiz ve ihraç giderleri oluşturur. İşletmeler yabancı kaynak bulabilmek için, piyasa faiz oranlarını ve yatırım projelerinin tahmini kârlılık oranlarını dikkate alırlar. Eğer seçilen yatırım projesinin kârlılık oranı, kaynak maliyetinden yüksekse projeye onay verilebilir. Ancak tahvil, bono gibi kaynak maliyetinin oranı ile piyasa faiz oranı da dikkate alınmalıdır. İşletmeler, kaynak maliyeti oranı piyasa faiz oranının üzerinde risk primini yatırımcılara sağladıkları sürece yeterli kaynak bulabilirler. Bu durumda, piyasa faiz oranı ve uluslararası piyasalar faiz oranları bütün yatırımcılar için veri kabul edilecektir.
Reel(üretim) sektörünün gelişmesini isteyen bütün işletmeler, kaynak maliyetleri düşük olmasını, tersine diğer yatırımcılar(mudiler, bankalar…v.b) faiz oranlarının yüksek olmasını ister. Ancak, faiz oranlarındaki yükseliş reel olarak üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarına yansıtıldığı için, bu yükselişin bedelini halk öder.
Ekonomik istikrarın sağlanması, enflasyon oranlarının azalması ve mal ve hizmet piyasasında üretilen ürünlerin maliyetinin yükselmemesi için şirketlerin yabancı kaynak maliyetlerinin düşürülmesi için ulusal ve uluslararası stratejiler geliştirmesi ve ayrıca devletin ekonomide çarpan etkisi yaratacak faiz oranlarındaki düşüşü teşvik edecek stratejiler geliştirmesi kaçınılmazdır. Şirketlerin ve devletin reel faiz oranlarındaki düşüşü istemesi, ekonomik istikrarın sağlanmanın, işletmelerin üretim hacminin artırılmasının gereğidir. Finansal piyasaların gelişmesi, atıl fonların mümkün olduğunca finansal piyasalara aktarılması, ticaret hacminin artması, cari işlemler dengesinin ve bütçe dengesinin korunması, faiz oranlarının düşüşünü hızlandıracaktır.
Bu makalede faiz oranlarının düşürülmesi için gerekli olan para, maliye ve uluslararası iktisat politikalarından kısaca bahsedeceğiz.
Öncelikle, şirketlerin yabancı kaynak maliyetini düşürmesi için, küresel ve ulusal boyutta faiz oranı araştırma stratejilerini öğrenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, şirketlerin fonlama maliyeti için dünyanın beş kıtasında yoğun olarak faiz oranı araştırması yapmak, tahvil ve bono fonlama maliyeti düşük olan uluslararası bankalarla işbirliği kurmaları gerekmektedir. Küresel boyutta düşük oranlı kredi ve tahvil faiz maliyeti araştırmasına giden Türk şirketlerinin düşük faiz oranı olan ülkelerle anlaşmalar yaparak finansmanını sağlamaları akılcı olacak, yurtiçi faiz oranlarının düşüşü hızlanacaktır. Düşük yabancı kaynak maliyeti ile finansmanını sağlayan milli işletmeler karlılıklarını artıracaktır.
Devlet sektörünün ise, faiz oranlarını düşürmesi için küresel boyutta faiz oranları düşük olan ülkelerle anlaşmaya gidilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle, kaynak maliyeti düşük olan kürsel sermayenin Türkiye’ye çekilmesi ve bu sayede Türkiye’nin küresel boyutta milli sermayesiyle üretken bir ülke olması önem taşımaktadır. Bu sermayeyi sağlayacak olan bankalar ise milli sermaye ağırlığı olan bankalar olacaktır.
Reel(üretim) sektörü açısından üretilen mal ve hizmetlerin üretim maliyetlerinin düşürülmesi için yabancı kaynak maliyetinin düşürülmesi son derece önemlidir. Fon(sermaye) maliyetindeki düşüş işletmelerin sermaye değerinin yükselmesine imkan sağlayacaktır. Sermaye maliyetinin düşürülmesi yanında işletmelerin değerini artırıcı farklı politika ve stratejiler bulunmaktadır(fiyat politikası, kurumsal kaynak yönetimi, tasarruf stratejileri, gider kontrolü, stratejik tedarik ve stratejik satış teknikleri…v.b). Ancak, makroekonomik faktör olan fonlama maliyetinin düşürülmesi gerek mikro ölçekli şirketlerin gerekse makroekonominin hasılanın yükseltilmesi için son derece önemlidir. Fonlama maliyetinin düşürülmesi ve işletmelerin ucuz fon bularak reel sektöre canlılık kazandırması ve bu sayede işsizliğin azaltılması son derece önemlidir.
Yabancı kaynak içine, kısa ve uzun vadeli banka kredileri, finansman bonosu, tahvil vb. girmektedir. Ancak, yabancı kaynak maliyetiyle genellikle, tahvil maliyeti anlaşılmaktadır. Banka kredisinin temel maliyetini, kredi için ödenen faiz oluşturmaktadır. Ancak, ipotek, vergi, işlem masrafı gibi giderlerin kredi maliyetine eklenmesi gerekir. Tahvil maliyetini, tahvil için ödenen faiz ve ihraç giderleri oluşturur. İşletmeler yabancı kaynak bulabilmek için, piyasa faiz oranlarını ve yatırım projelerinin tahmini kârlılık oranlarını dikkate alırlar. Eğer seçilen yatırım projesinin kârlılık oranı, kaynak maliyetinden yüksekse projeye onay verilebilir. Ancak tahvil, bono gibi kaynak maliyetinin oranı ile piyasa faiz oranı da dikkate alınmalıdır. İşletmeler, kaynak maliyeti oranı piyasa faiz oranının üzerinde risk primini yatırımcılara sağladıkları sürece yeterli kaynak bulabilirler. Bu durumda, piyasa faiz oranı ve uluslararası piyasalar faiz oranlarının yeraldığı dünya borsaları bütün yatırımcılar için veri kabul edilecektir.
Reel(üretim) sektörünün gelişmesini isteyen bütün işletmeler, kaynak maliyetleri düşük olmasını, tersine diğer yatırımcılar(mudiler, bankalar…v.b) faiz oranlarının yüksek olmasını ister. Ancak, faiz oranlarındaki yükseliş reel olarak üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarına yansıtıldığı için, bu yükselişin bedelini halk ve uluslararası talep kesmi öder. Faiz oranlarındaki düşüş, bankaların işlem hacmindeki artışın altındaysa Türk bankalarının özkaynakları artacaktır. Burada önemli olan, düşük reel faiz oranı ve uzun vadeli kredilerle ve de hisse senedi piyasaları aracılığıyla üretime önem veren ve etkin şekilde fonlanan işletmelerin fonlanmasıdır. Bu nedenle, kredilerin mümkün olduğunca ulusal ve uluslararası talebi olan katma değeri(kârlılık seviyesi) yüksek, esnek mal, hizmet, mahsul ve nitelikli üretim faktörlerini üreten işletmeleri fonlaması önem taşıyacaktır.
Ekonomik istikrarın sağlanması, enflasyon oranlarının azalması ve mal ve hizmet piyasasında üretilen ürünlerin maliyetinin yükselmemesi için şirketlerin yabancı kaynak maliyetlerinin düşürülmesi için ulusal ve uluslararası stratejiler geliştirmesi ve ayrıca devletin ekonomide çarpan etkisi yaratacak faiz oranlarındaki düşüşü teşvik edecek stratejiler geliştirmesi kaçınılmazdır. Şirketlerin ve devletin faiz oranlarındaki düşüşü istemesi, ekonomik istikrarın sağlanmanın gereğidir. Burada ilgili ülkenin halkına da büyük iş düşmektedir. Atıl fonların finansal piyasalara kazandırılması son derece önemlidir.
Bu makalede faiz oranlarının düşürülmesi için gerekli olan para, maliye ve uluslararası iktisat politikalarından kısaca bahsedeceğiz.
Öncelikle şirketlerin yabancı kaynak maliyetini düşürmesi için, küresel ve ulusal boyutta kredi faiz oranı araştırması stratejilerini öğrenmesi gerekmektedir. Küresel boyutta düşük oranlı kredi faiz maliyeti araştırmasına giden Türk şirketleri ile düşük faiz oranı olan ülkelerle anlaşmalar yaparak finansmanını sağlamaları akılcı olacaktır. Düşük yabancı kaynak maliyeti ile finansmanını sağlayan işletmeler karlılıklarını artıracaktır.
Devlet sektörünün ise, faiz oranlarını düşürmesi için küresel boyutta faiz oranları düşük olan ülkelerle anlaşmaya gidilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle, kaynak maliyeti düşük ve vadesi uzun olan kürsel sermayenin Türk bankaları aracılığıyla Türkiye’ye çekilmesi ve bu sayede Türkiye’nin küresel boyutta üretken bir ülke olması önem taşımaktadır. Bu sermayeyi sağlayacak olan bankalar ise milli sermaye ağırlığı olan bankalar olacaktır. Fonların sunulacağı işletmeler ise ulusal ve uluslararası talep hacmi yüksek mal, hizmet, mahsul ve üretim faktörlerini üreten Türk şirketleri olacaktır.
Bir ekonomide genel denge LM ve IS eğrilerinin dengede olduğu faiz haddi ve GSMH bileşiminde gerçekleşecektir. LM eğrisi para arzı(piyasaya sürülen para miktarı) ve para talebinin(ekonomik birimlerin yanlarında tutmak istedikleri para miktarı) kesiştiği denge noktalarının birleştirilmesiyle elde edilir ve LM eğrisindeki her nokta para piyasasındaki farklı denge bileşimlerini verir. Zorunlu rezerv oranları veya reeskont faiz oranları düşük tutulursa veya açık piyasa işlemleriyle piyasadan tahvil toplanırsa para arzı artar ya da tersi. Para talebi ise işlem amaçlı, ihtiyat amaçlı ve spekülasyon amaçlı olmak üzere üçe ayrılır. Mal ve hizmetleri satın almak amacıyla elde tutulmak istenen para miktarı işlem amaçlı para talebidir. İşlem ve ihtiyat amacıyla elde tutulan para talebi gelirin bir fonksiyonudur. Reel gelir arttıkça ekonomik birimlerin işlem ve ihtiyat amacıyla yanlarında tutmak istedikleri para miktarı da artacaktır. Spekülasyon amaçlı para talebi ise faizin ters fonksiyonudur. Faiz oranları azaldıkça, kişilerin spekülatif amaçla yanlarında tutacakları para miktarı artacaktır. Eğer para arzı reel olarak artıyor(ekonominin ürettiği ilave mal ve hizmetlerin karşılığındaki para arzı artıyor) ve spekülatif amaçlı para talebi azalıyorsa(örneğin piyasaya sürülen para için yatırım araçlarının spekülatif amaçlı alım satımını engellemek ve uzun vadeli yatırımları teşvik etmek için komisyon giderleri ve kısa dönemli spekülasyonu önleyecek vergilerin oranları ve çeşitleri artırılıyor, yatırım ufku(genel olarak yatırımcıların özellikle hisse senetlerine yatırım dönemi) önemli politikalar ile uzatılıyorsa LM eğrisi sağa kayar ve mal piyasası dengedeyken daha düşük faiz haddinde ve daha yüksek GSMH’da genel denge gerçekleşir.(Daha düşük faiz oranı enflasyonist beklentilerin azalmasına, üretilen mal ve hizmetlerin fiyatındaki artışın azalmasına ve bu mal ve hizmetlerin toplam arzında artışa neden olacaktır)
IS eğrisi ise, piyasadaki yatırımların ve tasarrufların dengede olduğu faiz haddi ve GSMH bileşimlerini veren, faiz ile milli gelir arasındaki ters yönlü ilişkiyi gösteren eğridir. Diğer faktörler sabitken faiz oranları düştükçe, denge yatırım tasarruf eşitliği daha yüksek GSMH eşitliğinde gerçekleşecektir.(Çünkü yatırım projelerinin kârlılığı artacaktır) Piyasada toplam talep ve toplam arzda meydana gelen artış birbirine eşitse aynı fiyatlar genel seviyesinde(aynı faiz haddinde) daha yüksek GSMH seviyesinde piyasa dengesi gerçekleşecektir. Tüketim, kamu, yatırım harcamaların ve ihracat imkânlarının artması ve vergi oranlarının optimum tabana kadar azalması; üretilen mamul ve hizmetlerin maliyetindeki azalma, dengeli ekonomik büyüme, teknolojik ilerleme, toprak mahsullerinin verimi için olması gereken hava koşulları, üretim faktörlerinin verimlilik ilerlemesi ve en iyi kamu politikalarıyla(vergi kaçakçılığının önlenmesi…gibi) destekleniyorsa IS eğrisi sağa kayar ve veri faiz haddinde yatırım tasarruf eşitliği daha yüksek GSMH seviyesinde gerçekleşir.
PARA-MALİYE-ULUSLARARASI İKTİSAT POLİTİKALARI İLE FAİZ ORANI DÜŞÜRME VE/VEYA MİLLİ GELİRİ ARTIRMA STRATEJİLERİ İÇİN:
http://www.noyabilgisayar.net/ao_dersleri/2.sinif/iktisat_Teorisi/unite15.pdf
http://iktisatokulu.blogspot.com/2005/12/aik-ekonomilerde-makro-ekonomik-denge.html
